Bu site yapım aşamasındadır ve desteklerinizi beklemektedir. Yeni şeyler ekleyebilirsiniz, hata varsa düzeltebilirsiniz. email:


İçindekiler:

  1. TÜRKİYE YAKIN TARİHİ (bu sayfa)
  2. “Selanik Dönmeleri” (“Sabataycılar” veya “Gizli Yahudiler”) Listesi (Bilinenlerin Bazıları)
  3. Ilgaz Zorlu'nun Kitabı: "Evet, Ben Selanikliyim"
  4. Sabataycılar (Dönmeler) isimlerini nasıl alırlar?
  5. Mustafa Kemal'in Sabataycı Yahudi mi?
  6. Mustafa Kemal'in Mason mu?
  7. Lozan Anlaşmasının İçyüzü (Din öldürülecektir)
  8. Mustafa Kemal'in el yazısından: Kuran (haşa) Araboğlu'nun yâveleri (saçmaları)
  9. Mustafa Kemal'in kendi el yazisinda İslam dini (1931'de Yurttaşlık Bilgisi Kitabı olarak basıldı, ortaokul ve liselere okutuldu)
  10. Beşinci Şua (Ahirzaman, Deccal ve Süfyan hakkında hadisler)
  11. Mustafa Kemal o adam olduğunu zaman gösterdi
  12. Hutuvat-ı Sitte: Said Nursi, İstanbul'u işgal eden İngilizlerin planlarını ortaya koydu.
  13. Kuran'dan Yahudiler hakkında ayetler
  14. Dünya Tarihi Seyri: Yahudiler, Masonlar, Hz İsa, Rothschild, İlluminati, Siyonizm, Fransız/Rus İhtilalleri, Komünizm, Dünya Savaşları, 11 Eylül

  15. İtalya Başbakanı Aldo Moro'nun, İtalyan Galdio'su tarafından öldürülmesi (Türkiye tarih ile ne alakası var: Bu Gladio'nun aynısını Amerika, bütün NATO ülkelerinde kurmuş, 1990'da Avrupa'da hep kapatıldı, fakat Türkiyede duruyor.)  

  16. Tapınakçılar, Masonlar, P2 Mason Locası (Gladio'yu ve daha pek çok şeyi anlamak için, bu bilgi gerekli.)


 

 

TÜRKİYE YAKIN TARİHİ

 

kısaltma: "YTA4-135" demek, "Yakın Tarih Ansiklopedisi, Cilt 4, Sayfa 135" demektir.

 

711: Tarık Bin Ziyad İspanya'yı fethetti. Endülüs Devleti kuruldu (İspanya ve Portekiz'de)

***

 

1200 - Moğol Cengiz (1162 - 1227)  zuhur etti. İslam dünyasını yaktı, yıktı, yerle bir etti. Şehirleri diri diri toprağa gömdü. Kafalardan piramitler yaptı. Cengiz'e ve Hilafeti bizzat yıkan torunu Hülagü'ye "kendi zamanlarının deccalları" dendi. Gayet dikkat çekicidir: 1923'te kurulan Türkiye'de, Cengiz devlet tarafından kahraman olarak gösterildi. Cengiz ismi ülkemizde çocuklara konulur oldu.

***


1492: Müslüman Endülüs Devleti yıkıldı. İdareyi ele geçiren hiristiyanlar, müslümanların 781 yıl boyunca başka dinlere gösterdiği müsamahayı göstermediler. Müslüman ve Yahudilere katliam yapıldı. Müslüman ve Yahudiler İspanyadan kaçmak zorunda kaldılar. Yahudilerin Osmanlıya sığınma taleplerini, Padişah kabul etti. İspanya Yahudileri, çoğunlukla Selanik olmak üzere, bir çok Osmanlı şehrine yerleştiler.

Burada dikkati çeken bir husus: Heryerde 1492 İspanyadan Yahudi göçü olarak deniyor. Fakat bu tarihin Müslüman Endülüs Devletinin yıkılış tarihi olduğu, Yahudilerin engin Müslüman anlayışı dolayısı ile orada yaşayabilmiş bulundukları, yeni gelen hiristiyanların bu anlayışı devam ettirmediği söylenmiyor.

resim: 1492,  İspanya yahudileri, Selanik başta olmak üzere, Osmanlıya sığındı, geldi.

***

 

1648 - İspanya göçmeni yahudi bir aileden gelen, ve Haham (yahudi din adamı) olan, Sabatay Sevi (Sabbatai Zwi) İzmir'de MESİH olduğunu iddia ader. İzmir'de kalamaz, ve her gittiği Osmanlı şehrinden de, oranın Hahamlarıyla anlaşamaması üzerine ayrılmak zorunda kalır. Ancak, yahudiler arasında kendisine inanan bir topluluk ortaya çıkarır. Sonunda Osmanlı yönetimiyle de başı probleme girer. Osmanlı devlet ve din adamlarının huzurunda İslam dinini kabul ettiğini açıklar ve Mehmet Efendi ismini alır. Halbuki Mesihlik iddiası ve yahudi inancı devam edecektir. Kendisini takip eden yahudi topluluğundan da aynı şeyi yapmalarını ister. Bu yahudiler de, islamı kabul ettiklerini açıklayıp, müslüman ismi alır ve müslüman gibi giyinmeye başlarlar. Fakat, elbette yahudi ibadetlerine devam ederler. Bu şekilde, son yüzyılın Türkiyesine damgasını vurmuş olan bir GİZLİ CEMİYET doğmuş olur: DÖNMELER (Sabataycılar). Osmanlı bunlara nazikce Avdeti demiş, dönme demek, yani Müslüman olmuş (veya görünmüş) sonra Yahudiliğe tekrar geri dönmüş demek.

resim: Yahudi Mesihi (!) Sabatay Sevi, melekler tarafından taçlandırılırken.

Sabatay Sevi, "Yahudileri islama davet edeceğim" diyerek, Osmanlıdan Sinegoglarda vaaz etme yetkisi ister ve bu yetki verilir. Böylece dönme cemiyetini daha da yayar. Ancak, Osmanlı Sabatay Sevi'nin gizli bir iş karıştırdığını fark eder. Sabatay Sevi, bir grup bağlısıyla beraber, İbranice ibadet edip Mezamir okurken yakalanır. O zaman yahudi bulunmayan Arnavutluk'a sürülür. Orada ölür. Ancak bu "Gizli Dönme Cemiyeti" ölmeyip devam edecek ve 250 sene sonra Türkiyeye hakim olacaktır (Olmuş mu, olmamış mı, inceleyin, buna kararı siz verin).

 

Sabataycılar hakkında bazı siteler:

http://www.sabetay.50g.com/

http://www.sabetay.50g.com/Liste/liste.html  (Bilinen! Sabataycılar listesi, kimler yok ki?)

 

***

 

1875-1877: Kapalı bir cemaat halinde yaşayan Türkiye dönmelerinin sırları, 1875-1877 arasında, Selanik'te bir dönmenin (sabataycının) tamir edilmek üzere terziye bıraktığı yeleğinin cebinden çıkan kağıtla ifşa edilmiştir [Adam müslüman diye bilindiği halde, cebinden ibranice muskalar felan çıkıyor] Bu kağıt ilk defa, Selanik gazetecilerinden Saadi Levy tarafından kopye edilmiştir. Bundan sonra çorap söküğü gibi bunlarla ilgili dualar ve muskalar ele geçirilip neşredilmiştir. (Dönmeler Tarihi, s.477. YTA12-244)

 

Dönmelerle ilgili bir kitap yazan Binbaşı Sadık, Müslümanların arasında ahlaksızlığın, dinsizliğin yayılmasında en büyük amilin Selanik dönmeleri olduğunu söyler. (Dönmeler Tarihi s.455) YTA12-244

 

Abdoş'un Hikayesi, Mustafa Kaplan, Yeni Asya, 3.1.1991 YTA12-256

***

 

1876: Said Nursi dünyaya gelir, Bitlis’in Nurs köyünde. Nursi demek, Nurs’lu demektir. Said Nursi’nin ilk hayatı çok parlak ve hareketli geçer. Normalde yıllar alan klasik medrese eğitimini, görülmemiş zekasıyla 3 ayda bitirir ve diplomasını (icazetini) Doğubeyazıt Celali Medresesi muallimi Mehmed Celali Efendiden alır.  Daha 14 yaşında, doğuda münazarada yenmedik alim bırakmaz. Bu üstün kabiliyeti dolayısı ile, bir hocası tarafından kendisine Bediüzzaman, yani zamanın güzeli, ismi verilir.

Bediüzzaman'ın çocukluk yıllarında şu 3 özelliği dikkat çekmiştir
1. Son derece yüksek zekası ve hafızası.
2. Aşırı derecede cesareti.
3. Fakir bir çiftçi ailesinden geldiği halde, kimseden zekat/sadaka/yardım asla kabul etmemesi. Halbuki, o zaman, o havalide medrese talebeleri böyle geçiniyordu. Bediüzzaman'ın bu "kimsenin yardımını kesinlikle kabul etmeme" özelliği ömrünün sonuna kadar devam etmiştir. Bediüzzaman, yine aşırı derece tutumluluğu ile, az bir para ile ömrünü tamamlamıştır.

Bediüzzaman yaşlılık zamanlarında şöyle diyecekti: "Hayatımda iki şey bilmiyorum, biri namahreme (yabancı kadınlara) bakmak, diğeri korku."

***

 

1881: Mustafa Kemal Selanikte doğar. Mustafa Kemal'in çocukluk arkadaşı ve ölene kadar yaveri olan Salih Bozok'a göre "Mustafa Kemal'in doğum tarihi 1881 değil, hiç olmazsa 2-3 yıl daha evveldir" (YTA4-83)

Şemsi Efendi Mektebine gider. Şemsi Efendi’nin torununun torunu olan Ilgaz Zorlu’nun, “Evet, Ben Selanikliyim” kitabına göre, bu mektebe sabataycılardan başkası alınmaz. Yine Ilgaz Zorlu’ya göre, büyük bir kabalist olan Şemsi Efendi’nin, cemiyet içindeki ismi Şimon Zwi’dir.

***

 

Vanda kaldığı yıllarda, Bediüzzaman Said Nursi'ye Van Valisi bir gazete haberi gösterir. Haberde İngiliz Başbakanı Gladstone, ingiliz meclisinde elinde Kuran'ı tutmuş ve şöyle demiştir:

"Bu kitap müslümanların elinde oldukça, biz onlara hakiki hakim olamayız. Ya bu kitabı müslümanların elinden almalıyız. Ya müslümanları ondan soğutmalıyız."

Bu haber kendisine gösterilince, Said Nursi de şöyle der: "Ben de Kuran'ın sönmez ve söndürülmez bir güneş olduğunu bütün dünyaya isbat edeceğim."

internette şöyle arayabilirsiniz: William Ewart Gladstone.

***

 

Said Nursi İstanbul'a gider, Sultan Abdülhamid'den Doğuya, hem din hem fen ilimlerinin beraber okutulacağı bir üniversite ister.

***

 

23 Temmuz 1908: İkinci Meşrutiyet ilan edilir.

26 Temmuz 1908: Bediüzzaman Said Nursi, Sultanahmet meydanındaki hürriyet mitinginde konuşma yapar, hürriyeti anlatır.

***

 

Said Nursi, Sultan Reşad'ın Balkan seyahatine, Doğu illerini temsilen katılır.

***

 

1914: Birinci Dünya Savaşı kopar.

İttihadcı liderlerden Enver Paşa, Balkanlardaki kayıplarımızı telafi için, Rusya'dan emin olarak karekete geçebilmek maksadıyla, Rus sefiriyle temasa geçmişti. Bunu haber alan Alman entelejansı Osmanlı'yı bir emri vaki ile [Osmanlıya sığınıp, Osmanlının da satın aldık dediği iki alman savaş gemisinin Rus limanlarını bombalaması] harbe sokmuştu. YTA12-8

resim: Bediüzzaman Said Nursi, 1914. "Gönüllü Süvari Alay Kumandanı" olduğu zaman.

 

Bediüzzaman Said Nursi, Osmanlının savaşa girmemesi fikrindedir. Fakat Osmanlı savaşa girer, ve Bediüzzaman da cepheye koşar.  Bediüzzaman doğuda gönüllü milis alayları kurar, silahlar Osmanlı ordusunca karşılanır. Bediüzzaman başarılı müdafaalar yapar. Rusların eline düşmüş 30 Osmanlı topunu kurtarır. Bu toplarla Rusları bir müddet oyalar, ve bu zaman içinde Bitlis halkı kaçabilecek fırsatı bulur. Dolayısı ile halk Rusun eline, yani Ermeninin eline düşmekten kurtulur.

Kurtuluş ama nasıl bir kurtuluş? Bir ailenin mesela 5 çocuğu vardır, hepsini yolda taşıyamazlar, çocuklarını, bir ikisini yolda bırakıp bırakıp giderler, yanlarına biraz ekmek vererek.

Bediüzzaman eline düşen ermeni çocuk ve kadınları, yanlarına koruyucu adam vererek, Ermenilere gönderir. Bunu gören Ermeniler, “Madem Said bizim çocuklarımızı kesmedi, biz de onun çocuklarını kadınlarını kesmeyeceğiz” derler, bu şekilde pek çok Müslüman masum kurtulur.

 

Bediüzzaman bir kitabında, Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin katlettiği Kürt sayısının 500.000 olduğunu yazmıştır, yaşlıların gözlerini oyarak, . . .  

Bediüzzaman Harp cephesinde savaşırken, aynı zamanda İşarat’ül İcaz isimli, Kuran tefsiri eserini yazar, Arapça olarak.

Bediüzzaman’ın askerlerinin, yani talebelerinin çoğu şehit düşer. Kendisi de yaralı vaziyette Rus’lara esir düşer. Sibiryada Kosturma’ya götürülür. Orada 3 yıl esir kalır.

 

resim: Cepheye mühimmat taşıyan halk ve askerler.

 

1915: Çanakkale Müdafaası ve Zaferi.

 

resimler: Çanakkale Bogazini koruyan 35 cm'lik dev bataryalar (solda). Çanakkale Savaşından iki askerimiz, o zamanki fakr u halimizi gösteriyor... Arkada bir Alman savaş uçağı. Bu resmi çeken, o uçağın Alman pilotu (ortada).  Edremit, Havran'lı Seyit Onbaşı, 258 kg top mermisini taşırken (sağda)

 

resim: Çanakkale'de askerlerimiz cemaatle namaz kılıyor. Bu destanın hangi iman ile yazıldığını gösteriyor.


Çanakkale Şehitlerine:
http://www.haber7.com/haber/20080630/Ergenekoncularin-kulis-zamani.php

Prof. Dr. Nevzat Tarhan:
Çevik Bir’in has adamı, GATA’dan Tuğgeneral Yalçın Işımer 1999’da olaylı bir konuşma yapmıştı. “Mehmet Akif’in
evreni Bedir savaşının ötesine gidememişti, 250 bedevi arabı Mehmetçikle bir tutuyordu. Biz bunlara ‘Adam
sende’ demeyeceğiz, bu adamları belleyeceğiz” diye seviyesiz bir konuşma yapmıştı.

***

 

1917: Bolşevik (Komünist) Rus İhtilali olur. Karışıklıktan yararlanan Bediüzzaman kaçar. Varşova, Viyana, Sofya yoluyla İstanbul’a gelir. İstanbul’da harp madalyası alır. Ve Genel Kurmay Başkanlığının teklifi ile, Osmanlı’nın en yüksek din kurumu olan Dar’ül Hikmet’ül İslamiye’nin 5 üyesinden biri olur.

resim: Bediüzzaman Said Nursi, 1917. Sibiryadaki esirlikten kaçıp, Varşova-Viyana-Sofya yoluyla geri dönerken, kendisine verilen pasaport için Alman makamlarınca çekilmiş resmi.

Bediüzzaman Cephede yazdığı eseri İşarat’ül İ'caz kitabını bastırır, kağıdının parasını Enver Paşa bizzat kendi kesesinden varir. Bu durum, Enver Paşa'nın din kitabına, din adamına ve dine verdiği önemi gösterir. Zaten namazını kılan, dindar biri olmasaydı, muhtemelen Saraya damat olamazdı. Enver Paşa o zaman Genel Kurmay Başkanı ve Başkumandan Vekilidir (Başkumandan Padişah'ın kendisi oluyor) Enver Paşa aynı zamanda Bediüzzaman’ın da bir dostudur.

resim: Enver Paşa, Bediüzzaman'ın İşarat'ül İ'caz kitabını, kağıdının parasını kendi cebinden vererek bastırdı.

***

 

Birinci Dünya Savaşındaki Şehit sayımızı, tarihçiler "4 milyon" olarak vermektedir, kadın, yaşlı, çoluk-çocuk da dahil herhalde. Mukayese olsun diye verelim, Sakarya Meydan Muharebesindeki şehit sayımız 8 bindir. Bu bile fazla gelmiş, bunda dolayı Büyük Taarruzu ancak bir yıl sonra yapabilmişiz.

***

 

1917: Almanlar harbi üstün götürmektedirler. Rothschild liderliğinde Siyonist komitesi İngiltere’ye teklifte bulunurlar: “Siyonistler Amerikayı İngiltere’nin yanında harbe sokacaklar, buna karşılık İngiltere de Filistini Yahudilere verecektir”. İngiltere kabul eder, Amerika harbe sokulur. Savaş tersine döner. Almanlar kaybeder.

***

 

1918:  Birinci Dünya Savaşı mağlubiyetimizle neticelenir. Osmanlı’ını elinden Anadolu ve Trakyadan başka bütün topraklar gider. Bu topraklar da işgal edilir. İstanbul da işgal edilir (Kasım 1918).

İstanbul’u işgal eden ingilizler’in baş papazı Meşihat’tan (Diyanet İşlerinden) 6 soru sorar ve 600 kelime ile cevap ister. Meşihat bu soruları Dar’ül Hikmet’ül İslamiye’ye gönderir. Dar’ül Hikmet’te de cevabı Bediüzzaman’ın vermesini isterler. Bediüzzaman’dan dinleyelim:

"Bir zaman ingiliz devleti, Istanbul Boğazının toplarını tahrip ve İstanbul’u istilâ ettiği hengâmda, o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesinin başpapazı tarafından, Meşihat-ı islâmiyeden dinî altı sual soruldu. Ben de o zaman, Dârül-Hikmeti’l-İslâmiyenin azası idim. Bana dediler: "Bir cevap ver. Onlar, altı suallerine altı yüz kelime ile cevap istiyorlar." Ben dedim: Altı yüz kelime ile değil, altı kelime ile değil, hatta bir kelime ile değil, belki bir tükrük ile cevap veriyorum. Çünkü o devlet, işte göriiyorsunuz; ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı mağrurâne üstümüze sual sormasına karşı, yüzüne tükürmek lâzım geliyor... Tükürün o ehli zulmün o merhametsiz yüzüne!..’ demiştim"

Hutuvat-ı Sitte, Sayfa 95

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=HutuvatiSitte&Page=95

***



1919 Mart: Osmanlıda Sadrazamlık ve Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Said Halim Paşa, yurt dışına [mecburen] çıkarken, Bediüzzaman'a yalısının tapusunu vermek ister:

resimler: Said Halim Paşa, 1913-1917 yılları arasında da Osmanlı İmparatorluğu’nun hem Sadrazamlığını hem de Hariciye Nazırlığını yapmış. Ve yurtdışına giderken tapusunu Said Nursi'ye vermek istediği, Said Halim Paşa Yalısı, Boğazda, Sarıyerde.

 

Said Nursi, Said Halim Paşa yalısının mülkiyetini kabul etmez.

***
 

1920: İngiltere ve Fransa, San Ramo Konferansında, Kürdistan Taslağı hazırlarlar, buna göre Fırat'ın doğusunda muhtar (özerk) bir Kürdistan kurulacaktır.

20 Aralık 1920: İngiliz-Fransız desteğiyle, Kürt Şerif Paşa ile  [Ermeni] Bogos Nubar Paşa ortak muhtıra yayınlarlar: Kürtlerle Ermenilerin kardeş olduklarını, her ikisinin de Osmanlıdan zulüm gördüklerini, Kürdistan ve Ermenistan kurulacağını, vs...

Said Nursi bu İngiliz-Fransız oyununa, Kürtler adına şiddetle karşı cıkar: "Kürtler, Ecnebi himayesinde bir muhtariyettense, ölümü tercih ederler! Kürtlerin serbestiyet-i inkişafını düşünmek lazım gelirse, bunu Bogos Nubar ile Şerif Paşa değil, Devlet-i Aliyye [Osmanlı] düşünür." Bu konuda gazetelerde yazılar yazar. (Bakınız: Kürt-Türk Kardeşliği, Latif Salihoğlu, s68, ve devamı)

***
 

1919: Padişah Vahdettin “Anadolu’dan bir hareket başlat ve vatanı kurtar” diye, Mustafa Kemal Paşayı görevlendirir. Mustafa Kemal’in yanına 10 kadar kurmay subay, bir özel doktor verir. 40.000 altınını, kendi yarış atlarını satarak verir. İngilizlere, Mustafa Kemal orada isyanları bastıracak denir. Ve Mustafa Kemal Samsuna gider, Padişahın kendisine verdiği, vatanı kurtarma gizli görevi ile.

 

resim: Sultan Vahdettin. Kendi yarış atlarını satıp, derlediği 40.000 altın kendi parasıyla Mustafa Kemal'i Samsun'a gönderir, vatanı kurtarması için. Bu gayretinin sonucunda vatan kurtulacaktır, ama kendisi ve bütün Osmanlı Hanedanı vatandan kovulacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

***

 

Mustafa Kemal'i Anadoluya Sultan Vahdettin gönderdi (YTA12-43)

***

 

İngilizler Osmanlı aydınları ve halkı üzerinde sinsi planlar uygulamaktadır. İngiliz Sevenler (Muhipler) Cemiyeti kurdurmuş, başına da şeyhülislamı geçirmişlerdir.

İngiliz etkisindeki Şeyhülislam, Anadoludaki vatanı kurtarmaya çalışan hareket aleyhinde fetva verir. Bediüzzaman da, Şeyhülislamın aleyhine, Anadolu hareketinden yana fetva verir.

Bediüzzaman, İngilizlerin sinsi oyunlarını ortaya çıkaran bir broşür neşreder: “Hutuvat-ı Sitte” Bu eseri İstanbul’da aydınlara ve halka el altından dağıtır. Bu eser İngiliz Kumandanının eline geçer. Bediüzzaman’dan dinleyelim:

“Hem eski Harb-i Umumînin nihayetinde İstanbul’da İngilizlerin başkumandanının eline benim İngiliz aleyhine şiddetle yazdığım Hutuvat-ı Sitte ve başpapazına tahkirkârane sözlerim eline geçtiği halde, beni mahvetmek yüzde yüz ihtimali varken, hiddetini geri alıp ilişmemesi...”

“İngiliz Başkumandanına bu eser gösterilir ve Bediüzaman’m bütün kuvvetiyle aleyhte bulunduğu kendisine ihbar edilir. O cebbar kumandan, idam kararıyla vücudunu ortadan kaldırmak istedi ise de; fakat kendisine, "Bediüzzaman idam edilirse, bütün Şarkî Anadolu, İngiliz’e ebediyen adavet edeceği ve aşiretler her ne pahasına olursa olsun isyan edecekleri" söylenmesi üzarine bir şey yapamaz.”

Hutuvat-ı Sitte, Sayfa 95

 

 

***

 

İstiklal Harbini Gerçekleştiren Birinci Meclisin Dini Kimliği

TBMM Halife (Padişah) adına hutbe okunarak açılır. (YTA4-29)

 

resimler: Birinci Meclis dualarla açılmıştı. Meclisin önemli bir kısmını hacı, hoca ve şeyhler oluşturuyordu. Yukarıdaki iki resimde de, birinci meclisde, Mustafa Kemal ve hazır bulunanlar, hocaların dualarına amin derken. Arkada meclis binası.

resim: Mustafa Kemal bu resmi 22 Mart 1921 tarihinde Ankara'daki Meclis bahçesinde çektirmiş. Üzerindeki kıyafet Mustafa Kemal'in Traplusgarp cephesinde İtalyan işgaline karşı vazifeli bulunduğu zaman, Derme halkı tarafından kendisine hediye edilmiş bir arap elbisesi. 25 Nisan 1958 Tarihli Hayat Dergisi'nin 81. Sayısında Naşit Hakkı Uluğ'un 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunu anlatan yazısında bir kutu içinde yayınlanmış bu resim.

Resimde yer alanların kimlikleri şöyle (Soldan sağa) :

Hacı Bekir (Konya)- Meclis İktisat Encümeni riyasetinde ve idare Amirliğinde bulunmuştur. İstanbul Meclisi'nden gelmiştir.
Feyzi Hoca (Malatya). Müderris. İstanbul Meclisi'nden
Bayraktar Hacı Veli (Eskişehir). Tüccar.İstanbul Meclisi'nden
Şeyh Şemsettin (Ankara). Hacıbayram Şeyyhi
Musa Kâsım (Konya). Dava Vekili. B.M. Meclisi birinci ve ikinci reisvekillikleri vazifesi yaptı. Daha sonra Şeriye Vekilliği ve Ziraat Bankası idare meclisi reisliğinde bulunmuştur.İstanbul Meclisi'nden gelmiştir.
Mustafa (Ankara) Müderris.
Mazlum Baba (Denizli) Tavas'ta tekke postnişi idi.
Mustafa Kemal.
Nebil (Afyon).
Mehmet Vehbi (Konya). B.M. Meclisinde ikinci reis vekilliği, şeriye encümeni reisliği ve şeriye vekilliği yapmıştır.
Salih (Siirt).
Hacı Hüsnü (İsparta). Müderris,
Isparta Müftüsü Hafız ibrahim (Isparta), lspartalı Tahir Paşa'nın oğludur, İlmiye sınıfındandır. Milli Mücadele'de Isparta Müdafaa-ı Hukuk Reisi ve Demir Alay Komutanı idi.
Rasih (Antalya), İstiklal Mahkemesi azalığında bulunmuştur.
(Haber7)
http://www.tarihogretmeni.net/forum/archives.php/Ataturk'un-bilinmeyen-fotograflari---2/12030
 

resim: Mustafa Kemal Paşa Şeyh Sünusi ile Tarsus İstasyonu'nda (17 Mart 1923)

 

resim: 1920'lerde, Birinci Mecliste konuşan İsmet İnönü'nün arkasındaki eski yazı, Şûrâ Suresi, 38. Ayet: "işleri, aralarında
şûrâ (istişare, danışma) ile olanlar ..."

36,37,38,39 - (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.
 

***

 

***

9 Teşrinisani 1338 (9 Kasım 1922)  Meclis Said Nursi'ye resmi Hoşamedi (Hoşgeldin) merasimi yapar.

19 Ocak 1923: Said Nursi namazın önemi hakkında 10 maddelik bir beyanname hazırlayıp, Mecliste mebuslara dağıtır. Namazda tembellik eden milletvekillerinde 5-60 kadarı daha namaz kılmaya başlar, ve mescit küçük bir odadan büyük bir odaya alınır.

gerisini Tarihçe-i Hayat kitabından takip edelim:

"Bu mebusana hitap, namaz kılanlara altmış mebus daha ilave eder. Namazgah olan küçücük odayı, büyük bir odaya tebdil ettirir. Bu parça, mebuslara ve umum kumandanlara ve ulemalara okutturulmakla, reisle şiddetli bir münakaşaya sebebiyet verir. "

"Birgün divan-ı riyasette, elli-altmış mebus içinde, karşılıklı fikir teatisinde, M. Kemal Paşa, "Sizin gibi kahraman bir hoca bize lazımdır. Sizi, yüksek fıkirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilaf verdiniz" der. "

"Bu söz üzerine, Bediüzzaman, birkaç makul cevabı verdikten sonra, şiddetle ve hiddetle iki parmağını ileri uzatarak, "Paşa, Paşa! İslamiyette, îmandan sonra en yüksek hakîkat namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur" der. Fakat Paşa tarziye verir [özür diler], ilişemez."

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=TarihceiHayat&Page=128

Tarihçe-i Hayat, Sayfa 128

*

Bu 10 maddelik beyannameyi şuradan okuyabilirsiniz:

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=TarihceiHayat&Page=125

*

“Hem Ankara’ da divan-ı riyâsetinde pekçok mebuslar varken Mustafa Kemâl, şiddetli bir hiddet ile divan-ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak, "Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin." Ben de onun hiddetine karşı dedim: Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur." Dehşetli bir put kırdım. Hâzır mebus dostlanm telâş ettikleri ve herhalde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nevi tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, âdeta dehşetli bir kuvveti ve hakikatı hissedip geri çekinmesi; ikinci gün hususî riyaset odasında, Hücumat-ı Siıte’nin "Birinci Desise" içinde bulunan "Meselâ: Ayasofya Caınü ehl-i fazl ve kemâlden ilâ âhir..." cümlesinden başlayan, tâ "İkinci Desise" ye kadar, bir saat tamamen ona söyledim. Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim halde bana ilişmemesi, hattâ taltifime çok çalışması, . . .”

Hutuvat-ı Sitte, Sayfa 93

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=HutuvatiSitte&Page=93

*

Mustafa Kemal, Bediüzzaman Said Nursi'ye çok cazip teklifler yapar. Bediüzzaman'a vereceği şeyler şunlardır:

1- 300 lira maaş (60 Cumhuriyet altını alınıyor bu parayla)

2- Bir Köşk

3- Milletvekilliği

4- Şark vilayetleri umumi vaizliği

Bediüzzaman bunları kabul etmez.

Said Nursi Ankaradan ayrılacağı sırada, uğurlamaya gelenler arasında Mustafa Kemal de vardır. Mustafa Kemal Said Nursi'ye şöyle sorar: "Heykellerimi yaptırmayı düşünüyorum, ne dersiniz?"

Said Nursi de cevaben: "İslamın heykelleri camiler, hastaneler, köprüler, yollar olmalıdır."

Ve Said Nursi Ankara'yı terkedip, Van'a gider. Neden gittiğini sonra şöyle açıklar:

***

 

1 Kasım 1922 - Saltanatın Kaldırılması, yani 620 yıllık Osmanlı İmparatorluğunun resmen yıkılması


17 Kasım 1922 - Sultan Vahdettin, hayatına ve hürriyetine olan tehditleri gerekçe göstererek, Boğazda demirli duran, İngilizlerin Malaya gemisine sığınır, ve ülkeyi terk eder. Sultan Vahdettin vefat ettiğinde, borçlarından dolayı naşına haciz konur, gömdürülmez. Eğer giderken, hazineden bir avuç elmas götürseydi, yedi sülalesine yeterdi. O bir şey götürmedi. Yine de bize ilkokulda şöyle öğretildi: "Vahdettin, yükte hafif, pahada ağır şeyleri yanına alarak kaçtı!"

***


24 Temmuz 1923 - Lozan Anlaşması


bakınız: LOZAN'IN İÇ YÜZÜ Bu yazıda: "Lozanda, Mustafa Kemal ve İsmet'in aldığı karar: Din öldürülecektir!" Bu yazıyı mutlaka okuyun.

***

 

11 Haziran 1923: İkinci Meclis göreve başlar. Hacı, Hoca, Şeyh, Müftü, Vaiz gibi sıfatları taşıyan milletvekiller büyük ölçüde tasfiye olunur. (YTA4-30)

***


Kazım Karabakir Paşa'nın hatıralarından:

"Mustafa Kemal Paşa, beyanatıma karşı hiddetle bütün zamirlerini [içyüzünü] ortaya attı:

- "Evet Karabekir, arap oğlunun yavelerini [saçmalarını] türk oğullarına öğretmek için, Kuran'ı türkçeye tercüme ettireceğim. Ve böylece de okutacağım. Ta ki budaldalık edip te aldanmakta devam etmesinler" (Tarih Sohbetleri, c2, s.92-94) (YTA12-24)

***

 

3 Mart 1924 - Hilafetin Kaldırılması ve Osmanlı Hanedanının Yurtdışına Sürülmesi



resim: Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi (sonradan diyanet işleri başkanı oluyor)

Mustafa Kemal, Hilatefin kaldırılması kanun teklifini, Ankara Müftüsü Rıfat Börekçiye ve diğer bazı milletvekili hocalara verdirir, onların imzalarıyla.

Rıfat Börekçi'nin, kanun teklifine imza olarak, nasıl bir "Boktan Rıfat" attığını, buyurun bu aşağıdaki sayfalardan okuyalım:

http://www.islamiyet.biz/hilafet-nasil-kaldirildi-t37.html

http://www.kurankursumezunlari.com/forum/yakin-tarih/hilafet-nasil-kaldirildi-t7166.0.html

(internetten şöyle aradık: rıfat börekçi burhan bozgeyik)

 

Bu şekilde, Peygamber Efendimizden bugüne devam eden Hilafet kaldırılmış oldu.

Bu hadise, Mustafa Kemal'in, kendisine milletvekilliği ve makam verdiği hocaları ne tür işlerde kullandığını gösterir. Sadi Nursi bu teklifleri kabul etmemiştir.

***


3 Mart 1924 - Tevhid-i Tedrisat Kanunu. Eğitimi birleştirme ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlanma adı altında, Din eğitimi veren okulların ve Medreselerin kapatıldı.

***

 

26 Ağustos 1924: İş Bankası kurulur. Bu tarihteki bankanın ödenmiş sermayesi, sadece Mustafa Kemal'in hissesi olan 250.000 liradır. (YTA4-208)

***

 

9 Şubat 1925: Doğuda bir çok vilayeti işgalden kurtaran, aşırı cesaretinden dolayı "deli" denilen, İstiklal Kahramanı  Deli Halit Paşa (Halit Karsıalan) meclisde vurulur. Doktor çağırılmaz. 5 gün meclisde bir odada masanın üzerinde bekletilir ve ölür. (YTA4)

"Halit Paşa'nın, İş Bankasındaki 'irtikap işlerini' bilmesi, Atatürk ve çevresindekileri fevkalade rahatsız ediyordu." (YTA4-165)

"Halit Paşa'nın Mustafa Kemal'e giderek, İş Bankasında irtikap işlerinin ayyuka çıktığını söylemesinin, ve Celal Bayar ile Kel Ali'yi ona şikayet ederek, aksi halde onları öldüreceğini söylemesinin, öldürülmesinde bir fonksiyonu olabilir miydi?" (YTA4-201)

***
 

 

28 Kasım 1925 - Şapka Kanunu

Mustafa Kemal, bütün erkeklere dışarıda şapka giymeyi mecbur tutan kanunu çıkarır.


 

İskilipli Atıf Hoca, şapka kanunu çıkmadan bir iki sene evvel bir kitap yazmış ve bu kitapta "şapka giyip, frenklere benzemeyin" demiştir. İskilipli Atıf Hoca, kanundan evvel yazdığı bu kitap yüzünden asılır! Halbuki, dünyaca kabul edilen hukukta, hiç bir kanun kendisinden evvelki suçlara (!) ceza vermez.

resim: Asılan İskilipli Atıf Hoca.

***


30 Kasım 1925 - Tekke, zaviye ve türbeler kapatılır, açılması yasaklanır.

***

 

1925: Şeyh Said isyanı.

Şeyh Said, o zaman Van'da bulunan Said Nursi'ye haber göndererek, isyan edeceğini, kendisine yardım etmesini ister. Said Nursi de Şeyh Said'i isyan fikrinden döndürmeye çalışır.

Said Nursi Van'da olduğu için, Van ili Şeyh Said isyanına katılmaz.

isyanın bastırılması sonunda, Doğudaki şehirlerde ve köylerde yaşayan bütün ileri gelenler, aileleri ile batıya mecburi göç ettirilir, Said Nursi de dahil.

***

 

1926: İlk dikilen heykel 6 Ekim 1926 yılında İstanbul Sarayburnunda dikilen ünlü heykeldir. Bunu bütün Türkiyeye dikilen heykeller takip eder, her bir şehir ve kasabaya, her bir devlet dairesine, okula vs.  Benzeri şekilde, Mustafa Kemal resimleri de her bir devlet dairesinin, her bir odasına, her okulun her sınıfına konulur, bunu emreden kanun vardır.

***


1 Kasım 1928 - Harf İnkılabı

Kazım Karabekir Paşa, harf değişikliğini ecnebilerin telkin ettiğini belirterek, "İslam Aleminde, Türkler hiristiyan oldular diye propoganda yapacaklar"  ve  "Latince kabul edildiği gün memleket herc ü merce girer. Kütüphanelerimizi dolduran binlerce cilt eserimiz ne olacak?"  diyordu. Kazım Karabekir gibi bir çok aydının karşı çıkmasına rağmen, harf inkılabı yapıldı, Latin harfleri kabul edildi. (YTA4-216)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu: "Kütüphanelerdeki kitaplar sıfırdır, toz, pislik yığınıdır." (YTA4-242)

 

(Temmuz 2008) Taraf Gazetesinden Neşe Düzel soruyor: “Sizce harf devrimin sonuçları kötü mü oldu?”

Sevan Nişanyan cevap veriyor: “Microsoft çağında Latin alfabesi kullanmak büyük nimet ama... Bunun Türkiye’de okuryazarlığı arttırdığı doğru değil. İbranî yazısını kullanan İsrail’de okur yazarlık Türkiye’den daha yüksek. Harf devriminde amaç, Batılılaşmak değil, eski yazıyı yasaklayarak Türkiye”nin geçmişiyle bağlarını koparmaktı. Bu ülkenin dokuz yüz yıllık kültürel geçmişiyle bağları, halka on beş gün süre verilerek tek bir hamlede koparıldı ve sıfırdan başlayan bir toplum haline getirildi. Elli sene boyunca üniversite dahil hiçbir yerde insanlara eski yazı öğretilmedi. Bir toplumun kendi geçmişi hakkında tam ve mutlak bir cehalete indirgenmesidir bu...”

http://www.yeniasya.com.tr/2008/07/12/yazarlar/mozcan.htm

40 vagon evrak (eski yazılı) bulgaristana satılıyor, hurda kağıt olarak. (YTA4-285)

Ahmet Kabaklı: "Harf inkılabı kültüre ağır darbe vurdu" (Ali Ferşadoğlu'nun mülakatı, 28.kasım.1989) YTA12-242

***

 

1925: Şeyh Said isyanına katılmadığı, hatta Şeyh Said'i vaz geçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman da, Doğunun bütün nüfuzlu ileri gelenleri gibi, batı Anadoluya sürülür. Burdur'da Deli Baba Mescidinde bir müddet kalır.

resim: Bediüzzaman Said Nursi, 1926. Barlaya geldiği zaman, Ankara'ya gönderilmek üzere, resmi makamlarca çekilen resmi.

1926- Bediüzzaman Barlaya sürülür. Barla yolu olmayan, Eğridir'den 2-3 saatte kayıkla gidilebilen ücra bir köydür. Bediüzzaman 6.000 küsür sayfa tutan "Risale-i Nur" eserlerinin yazılmasına burada başlar, ve büyük bölümünü Barla'da kaldığı 8 sene içinde tamamlar.

resim: Sıddık Süleyman (Kervancı). Bediüzzaman Said Nursi'nin Barla'daki ilk talebesi. Bediüzzaman ile konuşulması kesinlikle yasaktır ve sonuç en azından falakaya yatırılmaktır. Yağmurlu bir günde, Sıddık Süleyman Bediüzzaman'ı görür, yırtık lastiğini eline almış, el örmesi beyaz yün çorabıyla çamurda yürümektedir. Bu manzaraya Sıddık Süleyman dayanamaz, falaka tehlikesine rağmen Bediüzzaman'ın yanına gider, tanışır, konuşur. Böylece Bediüzzaman'ın yeni dönem talebeleri içinde ilk talebesi olur.

resim: Bediüzzaman Said Nursi'nin yazdığı, 6.000 küsür sayfalık "Risale-i Nur Külliyatı", temel olarak "imanı kuvvetlendirmeyi" hedefler.

***

 

19 Kasım 1989 tarihli Nokta  dergisinin hesabına göre:

1928 yılında, Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı ve CHP Başkanı olarak maaşı: 14 bin lira. O sırada bir Cumhuriyet altını ise, 5 lira. Mustafa Kemal aylık maaşıyla 2.800 altın alabiliyor. Bu da Kasım 1989 fiyatıyla 537 milyon lira. (1989 da Cumhurbaşkanı Özal'ın maaşı yaklaşık 4 bin lira.) (YTA12-53)

Hindistan (bugünkü Pakistan, Bangladeş ve Hindistan) müslümanlarının, hanımlarıınn bileziklerini yüzüklerini satarak, Milli Mücadele'de kullanılmak üzere gönderdikleri 5 milyon lira da nereye gittiği pek belli değil. Bir kısmı İş Bankasına sermaye olmuş.  (YTA12-53)

10 Kasım 1989 tarihli Zaman'da, Mehmet Kafkas'ın yazısında:

"Atatürk'ün servet yapmaya başlaması Milli Mücadele dönemine rastlar. Hind Müslümanları 1921-1922 yıllarında Mustafa Kemal Paşa'ya, Milli Mücadelede kullanılmak üzere 675.494 Türk Lirası vermiştir. [Bu paranın bugünkü (yani 1989'daki) değeri 32 milyar küsur liradır.] Bazı kaynaklar bunu 125.000 ingiliz lirası olarak ele almaktadır [Müderrisoğlu, Alptekin, Kurtuluş Savaşı Milli Komutanı, İstanbul, 10] Bu da Türk Lirası olarak, aynı yılın 675.000 lirasına tekabül etmektedir. " (YTA12-70)

Hindistan Hilafet Komitesinin Mustafa Kemal'e gönderdiği 675.000 lira paranın ne olduğu için, bakınız: "Atatürk'ün Serveti, Bünyamin Ateş, Yeni Asya Gazetesi, 30 Kasım 1990 (YTA12-70)"

***

 

23 Aralık 1930: Menemen Hadisesi

Kenan Evren diyor ki: "Menemendeki o hadise vuku bulunca, (Mustafa Kemal) 'Derhal orayı topa tutun; top yok mudur orada?' emrini vermiştir. Ve mahkeme sonunda da 33 kişinin idamını hiç acımadan tasvip etmiştir.  Neden? Çünkü devlete karşı işlenmiş suçtur. Eğer Atatürk, şahsına karşı işlenmiş bir suç olsaydı, muhakkak ki onları affederdi." ('Atatürkte insan sevgisi' konulu konferans esnasında yapılan konuşma. 22 Şubat 1986, Cumhuriyet.)

Menemen hadisesini 5 tane esrarkeş/serseri genç çıkarıyor, Menemen halkı destek vermiyor. Bu hareket "Türkiyede irticacılar şeriat istiyor" diye takdim ediliyor! (YTA4-18)

Şeriat İsteyip, Kubilay'ın kafasını kesdikleri için asılan 28 kişi içinde, bir de musevi vardı! (YTA4-36)

***

 

EZANIN YASAKLANMASI VE TÜRKÇE OKUTULMASI

1931 Aralık: Mustafa Kemal’in emriyle dokuz hafız, Dolmabahçe Sarayı’nda ezanın ve hutbenin Türkçeleştirilmesi çalışmalarına başladı.

22 Ocak 1932: Kur'an’ın Türkçe tercümesi ilk kez, İstanbul’da Yerebatan Camii’nde Hafız Yaşar (Okur) tarafından okundu.

30 Ocak 1932: ilk Türkçe ezan, Hafız Rıfat Bey tarafından Fatih Camii’nde okundu.

3 Şubat 1932: Kadir Gecesi’nde de, Ayasofya Camii’nde Türkçe Kuran, tekbir ve kamet okundu.

18 Temmuz 1932: Diyanet İşleri Riyaseti, ezanın Türkçe okunmasına karar verdi. Takip eden günlerde, yurdun her yerindeki Evkaf Müdürlüklerine Türkçe ezan metni gönderildi:

Tanrı uludur, Tanrı uludur
Şüphesiz bilirim, bildiririm
Tanrı’dan başka yoktur tapacak.
Şüphesiz bilirim, bildiririm
Tanrı’nın elçisidir Muhammed.

Haydin namaza, haydin namaza
Haydin felâha, haydin felâha
Tanrı uludur, Tanrı uludur
Tanrı’dan başka yoktur tapacak.

Ezanın Türkçe’ye çevrilmeyen tek kelimesi "felâh" oldu. Sebebi, halkın ‘felah’ kelimesinin ‘kurtuluş’ anlamına geldiğini bilmemesini sağlamak ve ‘haydin kurtuluşa’ mânâsına gelecek bir çağrıda bulunmamaktı.

4 Şubat 1933: Müftülüklere ezanı Türkçe okumalarını, buna uymayanların kati ve şedid (kesin ve şiddetli) bir şekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir tamim gönderildi. (VE EZAN YASAĞI BAŞLADI)

Uygulama 16 Haziran 1950 tarihinde kabul edilen kanuna kadar sürmüş olup, bu kanun ile ezanın okunmasında kullanılacak dil serbest bırakılmıştır.

resim: Mustafa Kemal, 1400 yıllık ezanı yasakladı.

***
 

24 Kasım 1934: Ayasofya Camisi Mustafa Kemal'in emri ile müze haline getirildi. (1 Şubat 1935, iki farklı tarih var)

Fatih Sultan Mehmed 'in Vakfiyesi ve Ayasofya'yı camilikten çıkarana Laneti:

“Nefis kilise Ayasofya, kıyamete kadar cami olarak vakfedilmiştir. Bunu, Allah’a, ahirete, O’nun heybetine inanan hiçbir mahluk, sultan olsun, hakim olsun, bir mütegallibe olsun, değiştiremez. Vakıf şartlarını kim değiştirirse, Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların lâneti onların üzerine olsun. Onlar, hiç hafiflemeyen bir azâbın içinde kalsınlar! Öyle ki, yüzlerine bakan ve onlara şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın.”

***


Dilde de devrim yapılır. Arapça ve Farsça kökenli kelimeler dilden atılır. Kemal isminin de arapça olduğu, eski türkçede Kamal diye bir kelime olduğu Mustafa Kemal'e söylenir. Mustafa Kemal, bu Kamal kelimesini beğenir ve "Mustafa Kamal" ismine kartvizit bastırır, ölümüne kadar bu kartvizit değişmez. (YTA4-70; Atatürkün Uşağıydım, Cemal Granda)

***

 

1935:

2 Ekim 1988 tarihli, 2000'e Doğru dergisinden: "Atatürk bir bardak su istedi. Getirdiler. içerken başını yukarı doğru kaldırınca minareyle göz göze geldi. Bu nedir diye sordu. Açıkladılar. Askeri okulda cami olmaz dedi. Ardından Heybeliada Deniz Harp Okulundaki cami Kürt hamallara yıktırıldı" (YTA4-299)

***

 

1935: Bediüzzaman Said Nursi ve 120 talebesi, Eskişehir'de İdam isteğiyle yargılanırlar.

***

 

Mehmet Akif vefat eder. Devlet merasimi yapılmaz. Cenazesinde bir konuşma yaptı diye, Abdülkadir Karahan emniyete çağırılarak ifadesi alınır. Mustafa Kemal Abdülkadir Karahan'a "[Tevfik] Fikret'i gençler örnek almalı" der. (YTA4-87)

***

 

Eylül 1937:  İsmet İnönü: " ... Hulasa, Eylül 1973 kavgası oldu" (YTA4-154) İsmet İnönü ile Mustafa Kemal sözlü kavga ederler.

25 Ekim 1937: Mustafa Kemal İnönü'yü başbakanlıktan azleder, yerine Mahmut Celal Bayar'ı getirir.

***

 

Mehmet Barlası'ın, 11 mayıs 89 tarihli Sabah Gazetesinde, Celal Bayardan dinlediği hatıralardan:

Celal Bayar'ın hatıralarından:

Celal Bayar 1937'de İnönü'nün yerine Başbakan olunca, Atatürk'e sormuş:

- "Benim Başbakan olarak yetkilerim nelerdir?"

Atatürk de sıralamış:

- "Dış politika ile ben ilgilenirim, elçileri ben seçerim. İç işleri bana bağlıdır, valileri, polis müdürlerini ben tayin ederim... Ordudaki tayin ve terfileri de ben yaparım. Gerisi sana ait."

Geriye ne kalıyorsa artık. (Yeni Nesil (Asya) 16 Mayıs 1989, YTA10-75)

***

 

1937-1938: Dersim (Tunceli) Faciası

resim: Mustafa Kemal, yanında manevi kızı ve ilk Türk kadın pilotu Sabiha Gökçen ile, Dersim Faciasının başlangıcında, 1937'de Dersim'de. Sabiha gökçen bu faciada bombardıman pilotu olarak memleketimize hizmet (!) etti. Sabiha Gökçen daha sonra şöyle şikayet edecekti: "Bombaların tahrip gücü yoktu. 50 kiloluk bombanın ne şeysi olur ki?" (YTA10-40)

*

Bediüzzaman'ın talebesi ve Dersim'e bizzat katılan Albay Hulusi Yahyagil'in Dersim hatırası:

- "Canlı bir şey bırakmayın! " -

"1938'de bizi Dersim isyanını önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikler şey de, bazı dağ köyleri o yıl vergi verememişti. Bize verilen emir ise tek kelime idi: İMHA!..

"Canlı bir şey bırakmayınız; genç-ihtiyar, çocuk-kadın, ve saire."

"Ben kıta komutanı idim, en çetin ve zor vazifeyi de bize verdiler. Sen piyadesin, seni topla takviye etmek gerekir dediler. Müthiş bir hüzün ve ızdırap içinde idim ..."

"Az sonra isyan bölgesine gittik. Döndük dolaştık. O bölgeyi terk etmişler, dağlara mağaralara çekilmişler. Rahmet-i İlahiye yardımımıza yetişti. Elimizi kirletmeden ve kana bulaştırmadan bizi kurtardı." (Necmeddin Şahiner, Son Şahitler, Yeni Asya Yayınevi, 1980, cilt:1, s:41) (Yeni Nesil 'Asya', 16.6.89) YTA10-65

*

Fakir bir kıza yapılan tecavüz, ayaklanmanın ilk kıvılcımıydı (YTA10-73)

*

"Ve o gün korkunç bir vahşet içinde, biz askerler, çılgınca kadınları, genç kızları ve çocukları bir camiye toplayıp - ki camiye de benzemiyordu, kilise gibi bir yerdi - kapattık, bastık gazı, hepsini çatır çatır yaktık." (Yeni Nesil 'Asya', 15 haziran 89, YTA10-84)

*

"20 çocuk kurşuna dizildi" başlıklı yazıdan ...

"Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta... Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaş arasında 20 kadar çocuğu alıp, bir derenin içine saklamıştır. Vaziyet birden haber alınıyor. Çocukların öldürülmeleri emri veriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur etmiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız masumlara silah kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe bir kaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntılı mevzu oluyor. Nihayet, en kara yüzlü çingeneden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 masumun işi bitiriliyor." (Necip Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları, 1976, s.151-154)

Bu yazıda daha çok kan donduran vahşetler anlatılmış, ama buraya bu kadarını alabildik. Bu yazı kaynak olarak, Necip Fazıl Kızakürek'in "Son devrin din mazlumları" kitabını ve 1966 yılı Büyük Doğu Mecmuasını vermiş.

("20 çocuk kurşuna dizildi", Yeni Nesil 'Asya', 17 haziran 89, YTA10-95)

*

Onbinlece çoluk-çocuk, kadın, ihtiyar öldürülmüştü. 50 bin kişinin kanından Murat suyu kıp kızıl akmıştı. (YTA10-41)

*

resim: Dersimde bir köy halkı bir yerlere götürülüyor.

*

Dersim Faciasındaki üst seviye yetkililer:

Ve, Faciadan sonra Dersim'in ismi Tunceli (Tunç Eli) olarak değiştirildi.

***

 

1938: Mustafa Kemal için, Savarona Yatı satın alındı. Savarona zamanında, dünyanın en büyük yatıydı, halen de en büyüklerinden biri. 1931 yılında, o zamanın parasıyla 4 milyon dolara, 2006 parasıyla 53 milyon dolara mal olmuştu. Mustafa Kemal bu yatta bakanlar kurulu toplantısı yaptı, ancak ölümünden evvel sadece 6 hafta binebildi.

resim: Savarona, Mustafa Kemal'in Lüks Transatlantik Yatı.

***


10 Kasım 1938 - Allah'ın yarattığı her kul gibi, Mustafa Kemal de, yaptıklarının hesabını vermek için, kendisini yaratanın huzuruna gitti. Ölümü, aşırı içkiden kaynaklanan siroz'dandı.
 

resim: Mustafa Kemal, her fani gibi ölümü tadar.

Mustafa Kemal ölür, fakat Kemalizm ölmez. Daha sonra Kemalizm adına 3 darbe bir de 28 Şubat post-modern darbesi yapılacaktır.

 

Mustafa Kemal'in mirası:

10 Kasım 1989 tarihli Zaman Gazetesinde, Mehmet Kafkas'ın hazırladığı, "Atatürk'ün mal varlığı dökümü" ne göre, Mustafa Kemal'in öldüğünde şunları var:

- 16 Çiftlik (Bunların bir kısmı neredeyse koca şehir büyüklüğünde). Bu çiftlikler toplam 154 bin 724 dönümlük bir yer işgal ediyor. Tabii bunlar kuru arazi değil. Hemen tamamı meyve ağaçları, bağ, bahçe ve verimli tarlalar olarak kullanılan araziler. Tabi bu çiftliklerde pek çok bina ve tesisat var.

- 12 adet fabrika ve imalathane.

- İş Bankası sermayesinden doğan hissesi.

 

Mustafa Kemal'e yapılan Anıtkabir. Ne Türk, ne de Müslüman tarihinde böyle bir kabir yok. Ayrıca, büyüklüğü hakkında bir fikir sahibi olmak için, dibinde görülen askerlere dikkat edin. Yunan Tanrısı Zeus'un Tapınağı. Benzer tapınak şekli, Eski Yunanda çok bulunuyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

***

 

11 Kasım 1939: Mustafa İsmet İnönü iktidara geldi.

İnönü resimli paralar:
http://www.havadishaber.com/news/1886.html

İnönü iş başına gelince, bütün paralardaki ve pullardaki Mustafa Kemal resmi kaldırılıp, yerine İnönü resmi basılmış, devlet dairelerindeki Mustafa Kemal resimleri de indirilip, yerine İnönü resimleri asılmıştı.

***

 

1939: 2. Dünya Savaşı patlak verdi. Bu yıllar tarihimize kıtlık yılları olarak geçti. Ekmek ve saire bir çok temel ihtiyaç karneye başlandı. Savarona Yatı'nın, nasıl bir fakir halkın parasıyla, vergisiyle alındığını siz düşünün.

***

 

1943: Bediüzzaman Said Nursi'nin Denizli Mahkemesi.

***

 

1948: Bediüzzaman Said Nursi'nin Afyon Mahkemesi.

***

 

20 Mayıs 1950: Demokrat Parti, yapılan ilk hür seçimde iktidara geldi.

Adnan Menderes başbakan oldu.

***


16 Haziran 1950: 17 yıl süren ezan yasağı kaldırıldı, arapca ezan aslıyla okunmaya başlandı.

O gün Erzurum’un bir başka yerinde yaşananları Mehmet Kırkıncı Hoca şöyle anlatılır:

"Erzurum halkı ikindi vaktinden itibaren ezanın aslıyla okunacağını haber aldı. Bütün halk sokaklara döküldü. Bir bayram havası yaşanıyordu. Herkes kurban keseceği ne varsa alıp, Tebriz Kapı mevkiinden Lâlâ Paşa Camii'ne kadar dizildi. Minarelerden Ezan-ı Muhammedi okunmaya başladığı an, herkes sonsuz bir sevince gark oldu. Müftü Solakzade Sadık Efendi, 'Ya Rabbi! Ölmeden önce bize bu günleri gösterdin’ diye hıçkırıklar halinde ağlamaya başladı.
 

8 Temmuz 1950: Türkiye devlet radyolarından ilk defa Kur’ân-ı Kerim okundu. O zamana kadar, belki 25 senedir yayın yapan devlet radyolarında Kuran okunmamıştı. (Yeni Asya, Latif Salihoğlu, 9 temmuz 2008)

***
 

1952: Bediüzzaman Said Nursi'nin İstanbul (Gençlik Rehberi) Mahkemesi.

***

 

1952: Ticani Olayları. Hüseyin Üzmez isimli bir liselinin, bir astsubayın kendisine verdiği silahla, dönmelerin o zamanki önde geleni gazeteci Ahmet Emin Yalmanı yaralaması. Bunlar karşısında, Menderes yönetiminin ağır cezalar vermesi.

 

Dindar kesim Adnan Menderes'den  desteklerini çekip, karşısına geçerler.

 

***

 

Bediüzzaman Said Nursi, Adnan Menderes için "İslam Kahramanı" der.

 

 

 

resim: Bediüzzaman Said Nursi 1953'de, İstanbul'un Fethi'nin 500 üncü yıl dönümü kutlamalarına protokolde katılmıştı. Bu resim, bunun için İstanbul'a geldiğinde, Fatih Camisinin avlusundaki Fatih Türbesinin önünde dua ederken çekilmiş.

 

 

 

 

Bağdat Paktı, Türkiye, Irak, İran, Afganistan arasında.

 

 

 

 

 

resim: 12 Nisan 1957'de Isparta Tugay Komutanlığı kışlasına cami temel atma törenine davet edilir ve temelin ilk harcını koyar. Yanında işaret eden, talebesi Zübeyir Gündüzalp.

 

 

resim: Bediüzzaman Said Nursi, 1959 sonu, vefatına bir kaç ay kala, İstanbul'a geldiği zaman.

 

23 Mart 1960: Bediüzzaman 84 yıllık çileli ve mücadeleli hayatını tamamlar.

***

 

Adnan Menderes, şok kararla, Rusya ile direk temas kurmak için teşebbüse geçmişti. Şayet ihtilal olmasaydı, 27 Mayıs'tan 50 gün sonra Rusya'yı ziyaret edecekti.

13 Nisan 1960 tarihli gazeteler, Menderesin Moskova'ya davet edildiğini duyurdu. Dışişler Bakanı Fatin Rüştü zorlu "Bu ziyaret, dış politikamızda bir dönüm noktası olabilir" diyordu.

Zorlu: "Amerikalılara danışmadan, Moskova ziyaretini düzenledik." (YTA10-129)

***

 

1960: 27 Mayıs ihtilali.

27 Mayıs ihtilali, Halkçı grup (24 subay) ve Irkçı grubun (14 subay, Alpaslan Türkeş'in liderliğinde) birleşmesi ile, ortak olarak yapıldı.

resim: 27 Mayıs sabaha doğru radyoda, İhtilalin Kudretli Albayı Alparslan Türkeş ihtilal bildirisini okurken

27 Mayısçıların ilk işlerinden biri, Bediüzzaman Said Nursi'nin Urfa'daki mezarının kırılıp, naaşının bilinmeyen bir yere, askeri uçakla nakledilmesi oldu.

İhtilalcilerin 24 kişilik solcu subay grubu, 14 kişilik ırkçı subay grubunu (Türkeş'in grubunu) saf dışı ederler, her birini bir dış ülkeye mecburi tayin ederler.

 

resim: Adnan Menderes, 27 Mayıs İhtilalcileri tarafından asıldı, 1961. Diğer asılanlar Fatin Rüştü Zorlu Dışişleri Bakanı, Hasan Polatkan Maliye Bakanı.

 

Menderes niçin asıldı ...

"Menderesin avukatlarından Burhan Apaydın, Menderesin niçin asıldığını tek cümlede özetliyor:

'Menderes, ezanın arapça okunmasına izin verildiği için asıldı!' " (20.9.88 Türkiye)(Burhan Bozgeyik Yeni Asya 4.ekim.90) YTA12-99

 

Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu niçin asıldı...

Bakınız: "Zorlu niçin asıldı, Burhan Bozgeyik, Yeni Asya, 6 ekim 1990) YTA12-100". Yazıda şöyle diyor:

Bağdat Paktı kuruluyor: Türkiye, Irak, İran, Pakistan arasında. Sonra bu paktı kuran ülke yöneticileri devriliyor tek tek ihtilalle.

Bu bölge petrol bölgesi, batı'nın üzerinde hassasiyetle durduğu bölge. Batı burada oturmuş, kuvvetli devlet istemiyor. Savaşsınlar istiyor, anlaşma hiç istemiyor.

İrandan Bağdat Paktını imzalayan Başbakan Musaddık, aynı zamanda irandaki petrolleri de millileştirmiş, başbakanlıktan düşürülüyor.

Paktın imzalanmasında 4-5 yıl sonra, Irak'ta askeri darbe oldu, ve Irak Kralı Abdülillah ile Başbakan Nuri Said Paşa sokaklarda sürüklene sürüklene öldürüldü.

Arkasından, Türkiyede askeri darbe oldu, ve Menderes ve arkadaşları ipe çekildi.

Arkasından Pakistanda büyük ayaklanmalar ve darbeler oldu, Pakistan ikiye bölündü (Pakistan ve Bangladeş diye)

Ve, Bağdat Paktı bitti!

***

 

1961:  "Ordu+CHP=iktidar" formülüyle, CHP (İnönü) iktidara geldi.

***

 

1965: Darbe etkisi sonrası, yapılan ilk seçimlerde, Demokrat Partinin devamı olan Adalet Parti (Demirel) iktidara geldi.

 

Amerika ve Avrupa, Türkiyenin sanayi ve teknolojide ilerlemesini istemiyor, "Siz fındık-fıstık yetiştirin, makinayı biz size satarız" diyorlardı (YTA10-129)

1967: Rusya ile geniş muhtevalı bir ekonomik ve teknik iş birliği anlaşması imzalandı. Amlaşmaya göre Rusya'nın kuracağı tesisler şunlardı: Seydişehir Alüminyum Tesisleri, İzmir Aliağa Rafinerisi, Bandırma Sülfürik Asit Fabrikası, İskenderun Demir Çelik Tesisleri, Çanakkale Çan Linyit Tesisleri, Bursa Orhaneli Linyit Santralleri, Seytiömer Transmisyon Hattı. Dikkat edilecek husus, bunların karşılığı, o zaman zaten elde olmayan döviz cinsinden değil, fındık, portakal, zeytin türü şeylerle ödenecekti. Bazı durumlarda da, hammadde verilecekti, mesela, Seydişehir Alüminyum Tesisleri, borcunu alüminyum olarak ödeyecekti.

Demirel: "Komünizme karşı olmakla, Komünist devletlerle iyi ilişkiler kurmak,  birbirinden ayrı şeylerdi." Demirel, Menderesin başlattığı, Rusya ile iyi ilişkiler politikasını devam ettirdi, ekonomik ve sanayi olarak.

Demirel Bulgaristandan elektrik aldı. "Komünist ülkelerden elektrik alıyor" diye karşı çıkanlara şöyle cevap verdi: "Elektriğin komünisti olmaz!"

AP'li bakan Seyfi Öztürk: "İdeoloji değil, teknoloji alıyoruz." (YTA10-128)

 

***

 

26 Ocak 1970 - Milli Nizam Partisi kuruldu. Başına Necmettin Erbakan geldi.

***
 

12 Mart 1971 askeri darbesini oldu. Demirel hükümeti alaşağı edildi.

***

 

21 Ocak 1972 de, İngilterede yayınlanan Daily Telegraph Gazetesinde, CIA'nın nerelerde faaliyet gösterdiği (Where the CIA has worked), liste olarak yayınlandı. Bu gazetenin Türkiyeye girişi, İhtilalciler tarafından yasaklandı. Listede şu iki madde de vardı:

1-  1960. Türkiye. CIA'nın General Gürsel'e, Menderes Hükümetini devirmesi için yardımı.

2- 1871. Türkiye. Ordunun teşebbüsünden hemen sonra, hükümetin mecburi istifasında, CIA ajanlarının anarşik hareketlere ve diğer operasyonlara karışarak katkıda bulunmaları.

Yani 1960'da Demokrak Partinin (Menderes) ve 1971'de Adalet Partinin (Demirel) devrilmesinde CIA'nın yardımı vardı.

(YTA10-120)

***


12 Mart 1971 askeri darbesini takiben Şeriat yanlısı olduğu belirtilen parti hakkında soruşturma açıldı ve 1972 yılı başında kapatıldı. Erbakan İsviçre’ye kaçtı.

17 Aralık 1973 tarihli Adalet gazetesinde, (Milli Nizam Partisi’nin kapatılmasından sonra) “İsviçre’ye yerleşme kararı veren Erbakan’ın Milli Selamet Partisi’ni kurmak için 20 milyonda ısrar ettiği ve bir kısmı ile gazete yayınlayacağı paranın Türkiye Büyük Mason Locası’na bağlı Lale Locası tarafından halledilmekte olduğu, Erbakan tarafından Ecevit’in komünist olmadığının savunulacağı” belirtiliyordu. Nurculara ait Yeni Asya Gazetesi 1977 yılında çıkardığı “İslami Hareket ve MSP” adlı kitapçıkta bu haberi tekrar etmesine rağmen herhangi bir tekzibe uğramamıştı.

Yukarıdaki yazıyı yanlış okumadınız. İslamcı Erbakan, Mason Lale Locasından, o zamanın parasıyla 20 milyon TL alıyordu! Neden veriyorlardı?! Adalet Partinin oylarını Erbakana böldürüp, CHP'yi iktidara getirebilmek için olmasın? Veya ne için?
 

Kapatılan MNP üyeleri, 11 Ekim 1972'de benzer bir tüzükle Milli Selamet Partisi’ni kurdular. Bu partnin başına sonra Erbakan geçti.

***

 

26 Ocak 1974: CHP(Ecevit) - MSP(Erbakan) koalisyonu göreve başladı. Ecevit ve Erbakan 15 Mayıs’da hapisanelerdeki 5.000 solcu anarşisti salıverdiler.

***

 

13 Aralık 1976: Demirelin Başbakanlığı döneminde, Rusya ile anlaşma yapıldı. Bu anlaşma ile Rusya Türkiyeye 20 adet "fabrika/santral/tesis/tevsi projesi" yapacaktı. (YTA10-129)

***

 

1978: Aldo Moro, İtalya Başbakanı iken, Kızıl Tugaylar örgütünce kaçırıldı ve öldürüldü. Bir anarşist örgüt kaçırıp öldürmüştü, dava kapandı. 1990 yılında cesaretli bir İtalyan savcısı Gladio isimli, NATO'ya bağlı gizli bir örgütü ortaya çıkardı, Gladio'nun günah defterinde Aldo Moro'nun öldürülmesi de vardı. Gladio haliyle kendi başına hareket eden bir "Vatansever İtalyan Örgütü" değil, P2 Mason Locası ve CIA tarafından idare edilen bir terör örgütü! Biraz aşağıdaki Gladio maddesini ve mutlaka aşağıdaki

"Aldo Moro Cinayeti (1978) ve Perde Arkası (Kızıl Tugaylar, Masonlar, Mafya, CIA, Mossad, Bilderberg, Gladio)"

yazısını okuyun. Ben Gladio'yu biliyorum deseniz bile, bu yazıyı mutlaka okuyun.

Peki bunun Türkiye tarihi ile ne alakası var? Alakası şu: Amerika/NATO aynı örgütü bütün NATO ülkelerinde kurmuş, Türkiye dahil. 1990'da bütün Avrupa Devletlerinde ortaya çıkarıldı ve kapatıldı, fakat Türkiyede ortaya çıkarılmadı. Yani hala Türk Gladio'su ile birlikte yaşıyoruz!

 

***

Milliyetçi Cephe Hükümetinde, Demirel Başbakan, Erbakan Başbakan Yardımcısı, Ferit Melen Savunma Bakanı. Ferit Melen Erbakana diyor ki: "Hoca sana bir şey diyeceğim, ama kimseye söylemeyeceksim." Erbakan söz veriyor. Gerisini aşağıdaki yazıdan takip edelim, hayretlerle:

Necmettin Erbakan Harp Okullarına İmam-Hatiplilerin alınmasını nasıl engelledi! İnanamayacaksınız.

***

 

Anarşi Türkiye'yi kan gölüne döndürür!


"Aynı tabanca, öylenden önce bir solcuyu, öylenden sonra bir sağcıyı nasıl vurur?!"

ZAMAN, 15 KASIM'90, Mehmet Altan şöyle diyor:
"..Örneğin Çorum'da bulunan bir tabancanın öğleden önce bir solcuyu, öğleden sonra da bir sağcıyı vurduğu anlaşıldı. Aynı tabancayı ayrı kişilere vererek insan avına kimin kışkırttığı ise anlaşılamadı. Olayın ortaya çıkmasında katkıları olan dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş'in başına olmadık işler geldi. Tabi ortaya çıkartılmayan karanlıkta bırakılan sadece Çorum'daki tabanca değil. M. Ali Ağca'nın koskoca Zırhlı Tugay içindeki Maltepe Askeri Cezaevi'nden nasıl kaçırıldığı da hala bilinmiyor. 1 Mayıs 1977 katliamını hangi güçlerin düzenlediği de aydınlanmadı."
http://www24.brinkster.com/aharun/KgDelilleri.asp

***

 

12 Eylül 1980: Askeri darbe oldu. Adalet Parti ve Demirel ikinci defa, Demokrat Misyon ise, 1960 ihtilalinde Menderes ile beraber üçüncü defa askeri darbeyle yönetimden uzaklaştırılmış oldu.

1. Ordu Komutanı ve 12 Eylül'ün beyin takımından Haydar Saltık şöyle dedi: "12 Eylül'de ihtilali yapmasaydık, Adalet Parti 300 millet vekili ile iktidara gelecekti?" (YTA12-189)

11 Eylül günü günde 30 can alan anarşi, 12 Eylül günü bıçakla kesilir gibi kesildi.

Demirel, 12 eylül ihtilalini yapan generallere, 12 eylülden önce ne yaptıklarını, anarşiyi o zaman neden önlemediklerini sordu: "Antalya'da tapu memuru muydunuz?" (YTA12-89)

Cüneyt Arcayürek: "Anarşi listesi [paşalara, 12 eylülden önce] verildi, bir şey yapmadılar." (YTA12-103)

"İhtilal planlarıyla birlikte, yakalanacak teröristlerin listesi askeri birliklere 12 eylülden 2 ay önce gönderildi. Ama zarfların 'emir gelene kadar' açılmaması istendi. Emir geldiği gece de ihtilal oldu. Teröristler teker teker toplandı. 11 eylül günü azgın durumdaki anarşi, 12 eylül günü birden kesiliverdi. Çünkü 'anarşi vazifesini bitirmişti' artık." (Referanduma Doğru Broşüründen. YTA12-133)

Mahir Kaynak: "12 eylülde anarşi vazifesini bitirdiği için durdu" (YTA12-147)

***

 

1983: Referandum.

***

 

 

1990: Cesaretli bir İtalyan Savcısı, İtalyada NATO (Amerika, CIA) tarafından  Gladio'yu ortaya çıkarır.

şurada ansiklopedik özet bilgi var: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gladio

Örgütün İtalya'daki adı Gladio (Kılıç) idi. Yunanistan'da B-8 ya da SheepSkin (Koyun Postu), Belçika'da SDRA-8, Hollanda'da NATO Command, Batı Almanya'da Gehlen Harekatı, Stay Behind ya da Sword, Avusturya'da Schwert, Fransa'da Rüzgar Gülü, İspanya'da Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL), İngiltere'de ise Secret British Network olarak bilindiği bu ülkelerin yetkililerince açıklandı. Örgüt, Türkiye'de Kontrgerilla (şimdiki adıyla, Ergenekon olsa gerek) olarak biliniyor.

Bütün avrupa ülkeleri, kendi Gladio'larını ortaya çıkarıp kapattılar, Türkiye hariç!

Peki İtalyan Gladio'su, İtalya'da neler yapmıştı:

1978 de Aldo Moro'nun kaçırılarak öldürülmesi. Eylemlerin en büyüğü 1980 Ağustos ayında Bologna tren istasyonunda patlayan bomba ile 85 kişinin ölümü idi. İtalya'da 1969-80 arasında 4.298 terör olayı meydana gelmiştir. Yapılan soruşturmalar sonucu, bunların önemli bir bölümünden Gladio sorumlu gösterilmiştir. Bazı eylemleri bizzat yapmakla, bazısında patlayıcı ve silah sağlamakla, bazısında da tahrik ve yönlendirme yapmakla suçlanmıştır.

Ansiklopedik bilgi Gladio'nun gerçek yüzünü ve arkasında asıl kimlerin olduğunu pek ortaya koymuyor. Bundan dolayı, Gladio'yu bilseniz bile şu yazıyı okumanızı tavsiye ediyoruz:

"Aldo Moro Cinayeti (1978) ve Perde Arkası (Kızıl Tugaylar, Masonlar, Mafya, CIA, Mossad, Bilderberg, Gladio)"

Bu yazıyı okuduktan sonra şunları düşünelim:

P2 Mason Locası, Masonlar, Tapınakçılar hakkında faydalı bir yazı:

TAPINAKÇILAR, MASONLAR (ve P2 Locası), DEVRİMLER, CİNAYETLER ve MAFYA

***

 

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1997/11/17/329710.asp

13.11.1991 günü Sıvas'ın Çermik ilçesinde RP'nin eğitim seminerinde, Erbakan şunları söyledi (Bu konuşmayı 28 Şubat'ta Güven Erkaya  MGK'da gündeme getirdi) :

‘‘Sen RP'ye hizmet etmezsen, hiçbir ibadetin kabul olmaz. Çünkü başka türlü Müslüman olamazsın. Başka türlü kurtuluş yok. Refah bu ordudur. Bütün gücünle bu ordunun büyümesi için çalışacaksın. Çalışmazsan patates dinindensin. Bu parti İslami cihat ordusudur.

Erbakan beyanatlarında şunları söyledi:

***

 

17 Şubat 1993: Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, uçağının düşmesi sonucu öldü.  Eşref Bitlis'in Ordudaki "Doğuda halka şefkatle davranalım" diyen grubun temsilcisi olduğu söyleniyor.

Önce buzlanma denildi - Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in bulunduğu askeri uçak, 17 Şubat 1993 tarihinde, Ankara Güvercinlik alanından kalktıktan hemen sonra düştü. Eşref Bitlis ile beraberindeki 3 subay ve bir astsubay öldü. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, olayı ‘Buzlanma sonucu kaza olarak açıklamıştı. İstanbul Teknik Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı rapor, uçağın buzlanma soncu düşmediğini ortaya çıkardı. Sabotaj ihtimalini ortaya koyan raporda şöyle ifade ediliyordu: “Motor iç aksamının enkaz mahallinde bulunamaması ve sağlam olan motor zarfının parçalanmamış, hatta fazla deforme olmamış görüntüsü karşısında, sabotaj ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.”

resim: Eşref Bitlis (1933 Malatya – 17 Şubat 1993) Allah rahmet eylesin.

Eşref Bitlis'in ölümüne, ilk kez 2005 yılında "Şemdinli Davası" Savcısı Ferhat Sarıkaya iddianamesinde "cinayet" diyecekti. Bu iddianamede bazı komutanlara da suç isnat edecek, bu yüzden meslekten atılacaktı Ferhat Sarıkaya.

***


8 Haziran 1996’da Hükümet kurma görevi Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a verildi. 30 Haziran’da RP ile DYP (Tansu Çiller) arasında Refahyol adı verilen koalisyon hükümeti kuruldu ve Erbakan, Başbakan oldu.

54.HÜKÜMET

NECMETTİN ERBAKAN

Göreve Gelme : 28 Haziran 1996
Görevi Bırakma : 30 Haziran 1997
Hükümetin Ana Partisi : Refah Partisi
***

 

28 Şubat 1997: 28 Şubat Post-Modern Darbesi oldu ve 28 Şubat süreci başladı.

28 Şubat'ın mimarı olarak, iki general öne çıktı:  Güven Erkaya (Sabataycı) ve Çevik Bir (Sabataycı).

28 Şubat'ın planlarının, Güven Erkaya'nın emrindeki Gölcük'teki Donanma Komutanlığında yapıldığı söylendi.

Türkiye çapında, Dindar vatandaşları fişleyen "Batı Çalışma Grubu" nun da merkezi, Gölcük Donanma Komutanlığı idi.

28 Şubat'ta neler oldu:

 

Erbakan "Atatürk'te bugün gelse Refahçı olurdu" dedi.

Erbakan savunmasında "Biz hiç imam-hatip açmadık, hepsini Demirel açtı" dedi.

16 Ocak 1998: Refah Partisi kapatıldı. Erbakan ve yakın arkadaşlarına 5 yıl siyaset yasağı kondu.

***

 

Ecevit Başbakan oldu.

resimler: Ecevit Amerika'da ve AB'de Ülkemizi temsil etti.

***

 

17 Ağustos 1999: Gölcük Depremi oldu.

Rasathaneden Prof. Işıkara açıklama yaptı: "Gölcük Depreminin merkez üssü, ne 100 metre sağı, ne 100 metre solu, Donanma Komutanlığının tam üzeri" dedi.  Yani 28 Şubat'ın ve Batı Çalışma Grubu'nun merkezinin üzeri!

Kutlular beyanat verdi: "Deprem ilahi ikazdır" dedi. Tepkilere karşı, "Sözlerimin Arkasındayım" diye broşür basıp dağıttı. Broşürde ana mesaj şuydu: "Deprem ilahi ikazdır. Suçu olup da ölenler, cezasını çekmiştir. Masumlar ise şehittir. Kalanlara ise, Deprem bir ikazdır."

Mahkemede Kutluların hapis cezası kesinleştiğinde, Kutlular Avustralya'daydı. Gezisini yarıda bırakıp döndü ve havaalanında şöyle beyanat verdi: "Bizim vatanımızın hapishaneleri, başka memleketlerin saraylarından bize daha iyidir."

Kutlular, "Deprem ilahi ikazdır" sözünden dolayı hapis yattı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kutlulara verilen cezada Türkiye'yi haksız buldu.

***

 

24 Ocak 2001: Diyarbakır İl Emniyet Müdürü Gaffar Okkan şehit edildi, 5 polis ile beraber. Faili meçhul kaldı. Gaffar Okkan'ın bir özelliği, halka yumuşak davranmasıydı, halkla kaynaşmış, halka kendini sevdirmişti. (internette biraz arayın, bakın.)

resim: Diyarbakır Emniyet Müdürü, Şehit Gaffar Okkan, halka kendini sevdirmişti.

Şemdinli Davası Savcısı Ferhat Sarıkaya, iddianamesinde Gaffar Okkan'ı, ismini verdiği paşaların kurduğu gizli terör örgütünün öldürdüğünü iddia eder, ve mesleğinden atılır.

***

 

2001: Milli Görüş Hareketi bölündü. Yenilikçi grup (Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve ekipleri) ayrılıp Ak Parti'yi kurdu.

Erbakan: "Ak Parti'ye oy veren, Yahudiye oy verir" dedi.

http://www.turktime.com/default.asp?page=haber&id=6320

***

 

2002: Seçimlerde Ak Parti  (Tayyip Erdoğan) iktidara geldi. Bu Tayyip Erdoğan ve Ak Parti'nin iktidara birinci gelişi. Anayasayı bile değiştirebilecek şekilde, vatandaş Erdoğan'a tek başına iktidar imkanı verdi.

***

 

2005: Şemdinli Olayları oldu:

http://tr.wikipedia.org/wiki/2005_%C5%9Eemdinli_Olaylar%C4%B1

 

2005: Savcı Ferhat Sarıkaya iddianame hazırladı.

http://74.125.39.104/search?q=cache:90vIspfEmp4J:www.yeniozgurpolitika.com/%3Fbolum%3Dhaber%26hid%3D147+Ferhat+Sar%C4%B1kaya+taraf%C4%B1ndan+site:www.yeniozgurpolitika.com&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr

Van Cumhuriyet Savcısı’nın hazırladığı iddianamede ilk kez, Org. Eşref Bitlis’in ölümünden cinayet olarak bahsedildi.

Şemdinli olaylarına ilişkin Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından hazırlanan iddianamede Orgeneral Eşref Bitlis ve Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayları, JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan’ın açıklamalarına dayandırılarak faili meçhul cinayetler olarak nitelendiriliyor. Şemdinli sanıkları astsubaylar Ali Kaya, Özcan İldeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş’e ilişkin Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından hazırlanan iddanamede, ‘JİTEM’ adı altında yürütülen ve birçok faili meçhul cinayette adı geçen askeri faaliyetler de yer alıyor.

Ferhat Sarıkaya hazırladığı iddianamede "KKK Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Van Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Selahattin Uğurlu ile Hakkari Dağ ve Komando Tuğay Komutanı Tuğgeneral Erdal Öztürk" haklarında "Büyükanıt'ın Diyarbakır 7. Kolordu Komutanı olduğu dönemde suç işlemek için çete kurdukları, hatta bu çetenin Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan'ı öldürdüğü, ... vb" iddialarını ortaya atmış.

21 Nisan 2006 Cuma - Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in onayı ile Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu'nca Savcı Sarıkaya hakkında başlatılan soruşturma sonucunda hazırlanan rapor, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün incelemesinin ardından, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) geldi. Kurul, bugün yaptığı toplantıda, Sarıkaya’yı 1’e karşı 6 üyenin oyuyla meslekten ihraç etti.
 

 

resim: Şemdinli Davası'nı araştıran, Van Savcısı Ferhat Sarıkaya, meslekten atıldı. Dikkat edelim, bir kurumdan değil, mesleğinden atılıyor! Avukatlık bile yapamayacak. Atıldığı zaman 37 yaşındaydı. İki çocuğu ile ailesine nasıl bakacak, ne yiyecek, nerede oturacak? Parasız yatılı bir liseden mezun olduğuna bakılırsa, kendisine destek olacak bir ailesi de yok.  Cezası bu. Peki suçu neydi?

***

 

 

2007 galiba: Orhan Pamuk (Sabataycı) dünya medyasına beyanat verdi: "Türkler bir buçuk milyon ermeni öldürdü" dedi. Ve, hemen bir Nobel Ödülü aldı.

resim: Orhan Pamuk (Sabataycı).

 

 


Zekeriya Öz, Ergenekon Savcısı



Doğan Öz:
Tabii uzak geçmişte Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz'ün Türk kontrgerillası ile ilgili hazırladığı rapor yüzünden öldürüldüğünü de biliyor.



 

 

 

 

 

 

Host your site for FREE with No Ads